Korkunun Saklambacı
Üzülürsün…
Altında kocaman bir kalp çarpıntısı vardır, başa çıkamadığın. Bir denize açılacaksındır ama korku ile kulaç atamazsın. O engin ve masmavi denizin tadını çıkaramazsın. Kıyıda oturup başarısızlığına ağlarsın.
Kırılırsın…
Canavar ilişkine uyanmıştır ve karşı taraftan gelen her söze saldırmaktadır. “Sen” ile başlayan suçlamalarla seni mağdur duruma koyar ve kırgınlığın büyür. Seni konuşturan canavar korkularındır. “Ya böyle olursa” önlemlerindir.
Öfkelenirsin…
Korkularının ürettiği tahminlerine o kadar sıkı sarılmışsındır ki, canın acır. Can acısıyla öfkelenirsin. Vücut ısın yükselir, ellerin titrer ve ilişkine öfke patlamaları sıçrar. Sana öfke veren şey, henüz yaşanmamış bir olayı kontrol ederek ilişkini korumak zorunda hissetmendir. Halbuki her öfke patlaması hem sana hem ilişkine asıl zararı vermektedir.
Korku adeta seninle saklambaç oynamaktadır…
Sana kendisini başka şekillerde göstererek saklanmaktadır. Sen ise, gördüğün şekli tam yakaladım sandığında o başka şekle girer. Onun peşinde koşarak kendini iyileştirmeye çalıştıkça yorulursun. Adeta takatin kalmaz. Asıl vücut bulmuş korku ise, oyunu çoktan kazanmıştır.
Belki de korku; yenilmesi gereken bir düşman değildir, görülmesi gereken bir misafirdir…

