KIRMIZI ÇİZGİ AŞILDI
Maduro Dosyası ve Küresel Gücün Çıplak Yüzü
ABD Başkanı Trump’ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’in ABD kontrolünde olduğunu açıklamasıyla birlikte artık şunu net biçimde söyleyebiliriz:
Bu bir Venezuela meselesi değil.
Bu, dünyanın nasıl bir yere dönüştüğünün ilanıdır.
Bugün konuşulan şey bir lider değil; egemenlik, hukuk ve gücün sınırıdır.
“Bir lider alınabiliyorsa, kimse güvende değildir”
Bir devlet başkanının zorla başka bir ülkeye götürülmesi iddiası, uluslararası sistemin en temel varsayımını yıkar. Devletler egemendir ve liderler dokunulmazdır fikri fiilen geçersiz hâle gelir. Bu eşik aşıldığında hukuk, metinlerde kalır. Sahada ise yalnızca güç konuşur.
“Washington bu hamleyle sadece Maduro’ya değil, tüm dünyaya sesleniyor”
Bu yeni bir yaklaşım değildir; eski bir zihniyetin güncellenmiş hâlidir. 11 Eylül’den sonra ABD Başkanı George W. Bush’un kurduğu “ya bizdensiniz ya da karşımızdasınız” cümlesi bugün başka bir biçimde tekrar edilmektedir. Verilen mesaj nettir: Uyumluysan güvendesin, değilsen değilsin. Bu dil müttefik üretmez. Korku üretir. Korku ise uzun vadede itaat değil, direnç doğurur.
“Venezuela, Moskova ve Pekin için petrol kadar semboldür”
ABD’nin bu hamlesi doğrudan ve anında karşılık görmeyebilir. Ancak karşılığın gelmeyeceği anlamına da gelmez. Büyük güçler refleksle değil, hesapla hareket eder. Karşılık Venezuela’da değil; Ukrayna’da, Tayvan’da, Orta Doğu’da ya da Afrika’da ortaya çıkabilir. Çünkü büyük güçler satranç oynar, boks değil.
“Latin Amerika bir şeyi yeniden hatırladı”
ABD’nin “arka bahçe” refleksi hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmamıştır, yalnızca beklemiştir. Bu olaydan sonra bölgede tek bir soru dolaşacaktır: Sıradaki kim? Bu sorunun yayılması Washington’un nüfuzunu güçlendirmez, zayıflatır.
“Maduro’nun ABD’de yargılanması artık hukuki bir süreç olarak değerlendirilemez”
Bu bir siyasi gösteridir. Davanın sonucu ne olursa olsun, ABD yargı sistemi küresel siyasetin merkezine çekilecektir. Tarafsızlık algısı aşınacak, hukukun siyasetten ayrıldığı iddiası zarar görecektir. ABD, rakibini yargılarken kendi sistemini de yıpratmaktadır.
“ABD içinde kısa vadede alkış vardır ama sessiz bir yorgunluk da büyür”
Güçlü lider algısı beslenir. Ancak aynı anda sessiz bir yorgunluk da büyür. Amerikan toplumu yeni dış maceralara eskisi kadar hevesli değildir. Kongre ile Başkan arasındaki gerilim derinleşir. “Daha ne kadar?” sorusu daha yüksek sesle sorulmaya başlanır. Bu dosya ABD’yi birleştirmez, aksine böler.
“Türkiye açısından tablo nettir”
Açık taraf olmak risklidir. Kör sessizlik ise zayıflıktır. Doğru yol; hukuku savunan, dengeyi gözeten ve çok taraflı diplomasiyi güçlendiren bir çizgidir. Bu kriz Türkiye’ye bir kez daha şunu hatırlatmaktadır: Stratejik özerklik bir tercih değil, zorunluluktur.
“ABD bu hamleyle kısa vadede bir güç gösterisi yapıyor olabilir”
Ancak uzun vadede bedel ağırdır. Küresel güven erozyona uğrar. Ekonomik risk algısı yükselir. ABD hedefleri çoğalır. Askerî olarak daha fazla cephe, ekonomik olarak daha kırılgan bir yapı, stratejik olarak daha yalnız bir Amerika ortaya çıkar. Güç gösterisi kazanım gibi görünür ama tüketir.
“Asıl soru şudur: Bu emsal yarın kime uygulanır?”
İran mı? Bedeli çok yüksektir. Kuzey Kore mi? Dosya kilitlidir. Nikaragua mı? Daha zayıf ve daha olasıdır. Afrika’daki bazı liderlikler mi? Sessiz ama kırılgan hedeflerdir. Emsal bir kez oluştu mu sınırı olmaz. Bugün Maduro, yarın başka biri.
“Bugün kaçırılan bir lider değildir, kaçırılan bir düzendir”
Dünya daha güvenli bir yere gitmiyor. Daha sert, daha öngörülemez ve daha az kurallı bir döneme giriyoruz. Ve bu dünyada herkes için tek bir soru kalıyor: Güçlü müyüz, hazırlıklı mıyız, yalnız mıyız?
Çünkü bir kez daha görüldü ki artık hukuk, tek başına yetmiyor.

