''YEPYENİ RÜYAM''
Eriyor cebimde dünün yaslı anahtarı!
Akıyor duvarlardan saatler!
Henüz hiç konuşulmamış!
Bir masanın altında buluyorum uykumu!
Yarısı yenmiş bir rüya gibi sessiz!
Sen olmayan bir kapının kolunu çeviriyorsun karanlıkta!
Kendi gölgemi bir palto gibi duvardan söküp sırtına geçiriyorum!
Merdivenler hatıralarımızı yutarak yukarı tırmanıyor!
Ulaşılan yer henüz hiç girilmemiş bir kapının eşiği!
Bir el göğüs kafesimin içinden hiç çalınmamış bir kapıyı tıklatıyor yavaşça!
Sesi çıkmıyor dışarı!
Ayakkabı bağcıklarımdan çözülüyor zaman! Yavaşça akıyor kapı altından!
Bir kapı açılıyor o da kendine kilitli!
Gölgesi sahibini yutan bir boşluk sızıyor odaya!
Duvarlar kağıt gibi katlanıp ceplerine giriyor odanın!
Odamdaki tüm nesneler sen bakmadığın anlarda birbirlerinin ismini ödünç alıyor!
Her adımda siliniyor bastığım yerin hatırası!
Duvarlar birbirinin kılığına, benim hiç kurmadığım cümleleri fısıldıyor!
Bir aynanın önünden geçiyorum!
Aksim bana mutlu bir günün resmini çiziyor!
Bakışlarım aynadan sekiyor!
Çarptığı yer cam değil!
Dün gece gördüğüm o yarım kalmış rüyanın bir milim ötesi!
Bakıyor aynadaki aksim gözleri benim değil! Onlar bir başkasının hiç söylemediği kelimelerle dolu!
Gülüyor aynadaki aksim arkasını dönmüş bir yabancıya!
Aynaya baktığımda aksim!
Henüz benim yapmadığım bir hareketi bitirip odadan çıkıyor!
Bir bardağın içinden geçip gidiyor bakışlarım!
Masadaki boş bardak içine dökülen tüm kelimeleri birer birer yutarak ağırlaşıyor!
Artık onu yerinden oynatmak imkansız!
Yürüyor sokaklar!
Altlarından geçen ayakların ritmine emrivaki! Şekil/Şemal uydurarak!
Hiçbir yere ait olmayan bir tren kalkıyor içimden!
Kaçıyor trenler içimden!
Rayları da yanında götürerek!
Rayları peşinden sürükleyen o trenler!
Akılllarda unuttuğumuz isimleri taşıyor!
Çıkarmış ellerini eldivenlerinden rüzgar!
Bir gölgenin gürültüsü yırtıyor geceyi!
Parçalanmış gerçekliğin sesini bırakıyorum buraya!
Her şey yerli yerinde fakat hiçbir şey göründüğü bedende değil!
Zaman bir köşede unutulmuş eski bir nesne!
Dokunsam dağılacak!
Bakmasam donup kalacak!
O sükunette!
Güneşin altında titriyor gölgelerimiz!
Ellerinle beklemekten rengi solmuş yüzünü siliyorsun!
Elinde kalan tek şey kendi tenin değil!
Hiç tanımadığın bir kadının tatlı rüyası!
Sen bir kez daha eksiliyorsun kendi hacminden!
Durduğum yer gitmek istediğim yerin tam kalbinde bir boşluk şimdi!
Elimin tersiyle kendi sesimi havaya serpiyorum!
Artık nereye gitsem gökyüzünü bir "aşk" gibi yakınımda taşıyorum!
Günün 'Esra Süntar' sözü:
"Artık okuduğun her cümle bir önceki gecenin yepyeni rüyası!"

