Turk Time
DOLAR
48,2297 %0.17
EURO
55,9200 %-0.49
ALTIN
6908,7430 %-3.01
BIST-100
14641,56 %0.45
PETROL
87,9900 %-0.4
BONO
40,1000 %-0.1
ISTANBUL
BUGÜN
22/28°
ISTANBUL
YARIN
22/28°

ZAMANSIZ SEVR, MEKÂNSIZ ZAFER: BÜYÜK TAARRUZUN BİN YILLIK HARCI

Kocatepe’nin sisli şafağında, bir milletin varlık yokluk çizgisinde top sesleriyle uyanan o kutsal irade; bugün Akdeniz’in mavi derinliklerinden gökyüzünün çelik kanatlarına uzanan sarsılmaz bir kalkandır 30 Ağustos... Toprağın bağrına basılmış milyonlarca şehidin son yemini, imkânsızlığı inançla yıkan o Dumlupınar ruhunun asırlık zafer muştusudur. Ne pusular kurulmuştur bu asil millete, ne kirli haritalar yırtılıp atılmıştır; fakat cephede parıldayan o çelik iradenin dik duruşu hiç değişmemiştir. Şimdi durup o kükreyen sese kulak vermek vaktidir; zira 1922’nin şafağı, alelade bir takvim yaprağını değil, cihanşümul bir devletin ve ordunun makro uyanışını haykırmaktadır...

Tarih, sadece geçmişte kazanılmış zaferlerin kuru bir bilançosu ya da meydan savaşlarının coğrafi dökümü değildir. Tarih; bir milletin namusunu, istikbalini ve ebedî bekasını namlunun ucunda tescillediği, küresel sömürge çarklarına karşı canıyla ve imanıyla ördüğü çelikten bir duvardır. İşte bu duvarın en aşılmaz taşa dönüştüğü, emperyalizmin Anadolu’yu mezara gömme rüyasının parça parça edildiği o mukaddes dönüm noktası, 30 Ağustos Büyük Taarruz ’dur. 1922’de Dumlupınar’da tecelli eden akıl ve Gazi Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu askerî deha; alelade bir askerî operasyon değil, kökleri bin yıl öncesine uzanan Türk devlet aklının ve ordusunun yeryüzündeki bağımsızlık mührüdür. Bugün Türkiye’nin çizdiği makro vizyonun ve küresel sistemin adaletsiz merkezlerine karşı verdiği o sarsıcı cihanşümul mesajların şifresi, Kocatepe’den İzmir’e doğru sel gibi akan o yalın kılıç akıncıların ruhunda saklıdır.

30 Ağustos ve Savaşan Ordunun Ahlakı

Bizim devlet geleneğimizde ordu, sadece sınırları koruyan mekanik bir aygıt değildir; o, adaletin, merhametin ve nizam-ı âlemin yeryüzündeki adıdır. Büyük mütefekkirimiz Nizamülmülk, asırlar öncesinden Siyasetnâme adlı o zamansız eserinde devletin bekası ile ordunun kudreti arasındaki sarsılmaz dengeyi şu sözüyle mühürlemektedir: "Ordu, adalet terazisinin kefesindeki kılıçtır; eğer kılıç körelirse terazi bozulur, terazi bozulursa devlet çöker." İşte 30 Ağustos, o körelen kılıcın yeniden irfan bileyişinde keskinleştirildiği, adalet terazisinin küresel haydutların elinden sökülüp alındığı günün adıdır. Türk ordusu, gücün vahşeti üzerine değil, mazlumun hamiliği ve irfanın hükmü üzerine kuruludur. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’in sevk ve idaresindeki bu asil çizgi, dün Çanakkale’de ve Sakarya’da hangi ahlakla savaştıysa, bugün de aynı kadim ahlakla yeryüzünde adalet nöbeti tutmaktadır.

Ancak unutulmamalıdır ki emperyalizmin defteri kapanmamış, Sevr’i önümüze koyanların o karanlık kandili asla sönmemiştir. Dün top mermileriyle üstümüze gelenler, bugün terör örgütleriyle, ekonomik kuşatmalarla, asimetrik tehditlerle ve Akdeniz’den Kafkaslara uzanan kirli şeritlerle taarruzlarına sessizce devam etmektedir. İşte bu noktada, dünün o yalın kılıç ordusu, bugün akıllı savunma sanayii teknolojileriyle, yerli ve millî siber sistemleriyle, İHA ve SİHA’larıyla küresel askerî denklemi kökünden değiştiren devasa bir güce dönüşmüştür. Sınırlarımızın ötesindeki kirli koridorları parçalayan ve deniz yetki alanlarımızda sömürgeci haritaları yırtıp atan bu yeni askerî kudret, tarihin derinliklerinde mayalanıp Dumlupınar’da çelikleşen o zamansız devlet aklının bugünkü teknolojik tezahürüdür.

Geleceğe Miras: Savunma ve Reçete Mefkûresi

Bugünün gerçekliği karşısında teşhisi koymak yetmez, zaferin yüzüncü yılının ötesine geçerek istikbali tahkim edecek somut çözümlerini ve reçetelerini de devlet hafızasına tescillemek zorundayız. Birincisi; askerî alandaki millî ve yerli teknoloji hamlesi, hiçbir siyasi ikbal hırsına kurban edilmeden topyekûn bir devlet politikası olarak anayasal koruma altına alınmalıdır. İkincisi; siber vatan ve uzay jeopolitiği, en az kara sınırlarımız kadar hayati birer savunma hattı olarak kodlanmalı, geleceğin dahi zihinleri siber ordular hâlinde yetiştirilmelidir. Üçüncüsü ve en can alıcı olanı; ordumuzun çelik gücü, okullarımızda fıtratı ve irfanı ıskalamayan, vatan sevgisini teoriden çıkarıp bir ahlak nizamı olarak çocukların ruhuna işleyen millî bir şuur reformuyla desteklenmelidir. Zira ruhu boş bırakılmış bir neslin elindeki çelik, devleti korumaya muktedir olamaz.

Son sözü, 30 Ağustos’un o sönmeyen meşalesinin altından, yeryüzünün tüm egemen güç merkezlerinin yüzüne net bir şekilde vurarak söyleyelim. Türk milleti ve onun şerefli ordusu, küresel güçlerin haritalar üzerinde ameliyat yapabileceği bir operasyon sahası değildir. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde tarihin akışını değiştiren o zamansız emri, bugün sadece coğrafi bir yönü değil, küresel sisteme karşı dik duruşun vizyonunu fısıldamaktadır: "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" Bu emir, bugün sömürge çarklarına karşı adil bir dünya nizamı kurma iradesinin ta kendisidir. Kökü Malazgirt’te olanın, gövdesi Kocatepe’de şahlananın, gözü istikbalin aydınlık ufkunda olanın önünde hiçbir fani ve müstevli güç duramayacaktır. Zaferimiz mübarek, devletimiz ebedi olsun.

Bir Not: 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın bu mukaddes esenliğinde; başta Başkomutan Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşları olmak üzere, bu toprakları bize ebedî vatan kılmak için canlarını siper eden, kanlarıyla bayrağımıza rengini veren aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi sonsuz bir rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Emanetleri, devletimizin bekasında ve milletimizin asil sinesinde kıyamete kadar muhafaza edilecektir.