Turk Time
DOLAR
48,0807 %0.13
EURO
56,1412 %0.03
ALTIN
7234,1680 %1.78
BIST-100
14501,49 %-0.09
PETROL
90,6700 %-1.84
BONO
40,1100 %-1.81
ISTANBUL
BUGÜN
24/30°
ISTANBUL
YARIN
22/30°

AHLAT AKLI, DEVLET AKLI

Asya’nın bağrından kopup gelen mukaddes bir rüyanın, Van Gölü’nün serin sularında bin yıllık taşa dönüşmüş adıdır Ahlat... Toprağın altında yatan milyonlarca şehidin sessiz nöbeti, kubbenin zarafeti ile otağın celalini aynı gövdede buluşturan o zamansız ulu çınarın ta kendisidir. Ne rüzgârlar esmiştir bu coğrafyada, ne fırtınalar kopmuştur; fakat kökü derinde olanın dik duruşu hiç değişmemiştir. Şimdi durup dinlemek vaktidir; zira bu sessiz taşlar alelade bir geçmişi değil, cihanı omuzlarında taşıyan o sarsılmaz devlet aklının bugünkü istikbalini fısıldamaktadır...

Tarih, sadece kronolojik bir takvim yaprağı ya da geçmişin tozlu sayfalarında kalmış savaşlar manzumesi değildir. Tarih; bir milletin ruhunun coğrafyayla evlendiği, mekânın zihniyete, zihniyetin ise zamansız bir devlet aklına dönüştüğü muazzam bir nehir akışıdır. İşte bu nehrin yatağını bulduğu, Türk cihan hâkimiyeti mefkûresinin ilk harcının karıldığı ve kökleri kadim Asya’nın derinliklerine uzanan o sarsılmaz ulu çınar, Ahlat’tır. Ahlat; alelade bir yerleşim yeri değil, Türk devlet aklının yeryüzündeki pusulası, irfanımızın gökyüzüne açılan kapısıdır. Belh ve Buhara ile birlikte yeryüzünde sadece üç şehre bahşedilen o muazzam "Kubbet-ül İslam" unvanı, Ahlat’ın harcındaki o ilahi ve manevi sırrın adıdır. Bozkırın hareketli dehasını simgeleyen "otağ" ile yerleşik medeniyetin kalıcılığını mühürleyen "kubbe", ilk kez burada dervişlerin zikir halkalarında ve gazilerin dualarında muazzam bir zihniyet dengesine kavuşmuştur. Bugün Türkiye’nin çizdiği büyük vizyonun, bölgesel ve küresel ölçekte verdiği cihanşümul mesajların şifresi, Van Gölü’nün kıyısında sessizce yükselen o bin yıllık Selçuklu mezar taşlarında, o taşların fısıldadığı varoluşsal akılda saklıdır.

Ahlat aklı, sürekliliktir. Kesişmeyen çizgilerin değil, birbirini tamamlayan mukaddes bir emanet zincirinin adıdır. Bu akıl, bozkırın sonsuz ufkunda Oğuz Kağan’ın cihanşümul nizam ülküsüyle filizlenmiş; Sultan Alparslan’ın 1071’de Malazgirt’te giyeceği o beyaz kefenden önce Ahlat’ta kurduğu otağında, geceler boyu seccadesini ıslatan gözyaşlarıyla ve akıncılarının Anadolu pınarlarından aldığı o abdest sularıyla şahlanmıştır. O kökten beslenen Kayı boyu ve onun yiğit beyi Ertuğrul Gazi, Söğüt’te kurulacak cihan devletinin rüyasını ilk kez Ahlat’ın vakur taşlarında görmüş; Batı’ya doğru uç beyi olarak yürürken, atlarının terkisinde Ahlat mezarlıklarından aldıkları bir avuç mukaddes toprağı taşımışlardır. Söğüt’te dikilen o küçük Osmanlı fidanı, aslında can suyunu Ahlat’ın köklerinden almıştır. Ahlat’ta mayalanan bu kadim irfan; Fatih Sultan Mehmed’de küresel bir dünya nizamına, Yavuz Sultan Selim’de ittihad-ı İslam ufkuna, Kanuni Sultan Süleyman’da ise Avrupa’nın ortasında adalet terazisini kuran o muazzam hukuk dehasına dönüşmüştür. İmparatorluğun en zor asrında, Sultan Abdülhamid Han’ın küresel kuşatmalara karşı ördüğü o dahi denge stratejisi de bu ulu çınarın gölgesinden beslenmiştir.

Bu mukaddes zincir, modern çağın fırtınalarında da kopmamıştır. İmparatorluğun küllerinden yeni bir devlet yükselten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsızlık karakteri; milletin inancını ve iradesini merkeze alan Adnan Menderes, Necmettin Erbakan ve Turgut Özal’ın millî kalkınma ve medeniyet hamleleri hep bu görünmez nehrin yataklarıdır. Ve nihayet bugün, Recep Tayyip Erdoğan devrinde Ahlat’ın yeniden devletin zirvesine ev sahipliği yapması, kubbenin ve otağın yeniden aynı mekânda kurulması tesadüfi bir tercih değil; küresel sisteme karşı "Biz köklerimizle buradayız ve rüzgârı yeniden arkamıza alıyoruz" diyen makro bir meydan okumadır. Bilge Tonyukuk’un asırlar öncesinden taşa kazıdığı o büyük ikaz, bugün Ahlat’ın ruhunda yankılanmaktadır: "Gece uyumadım, gündüz oturmadım; Türk milleti için ölesiye, bitesiye çalıştım."

Dünya bugün, ruhunu ve pusulasını kaybetmiş vahşi bir Sosyal Darwinizm fırtınasının ortasında savruluyor. Batı’nın sömürgeci, insanı nesneleştiren ve gücü kutsayan mekanik aklına karşı; Ahlat aklı dünyaya insanı yaşatmayı, adaleti mülkün temeli kılmayı vaat ediyor. Bizim devlet anlayışımız, gücün vahşeti üzerine değil, irfanın hükmü üzerine kuruludur. Büyük mütefekkirimiz Yusuf Has Hâcip’in asırlar öncesinden Kutadgu Bilig’de devletin temeline koyduğu o zamansız mühür, tam olarak Ahlat’ın dünyaya verdiği mesajdır: "Adalet üzerine kurulan devlet, kökleri derin bir ağaç gibidir; adaletsizlik ise o ağacı içten çürüten bir kurttur." İşte bu yüzden siyasetimiz dünden bugüne, bugünden geleceğe bu eksen etrafında şekillenmektedir. Biz sadece sınırları koruyan bir devlet değil; Balkanlar’dan Afrika’ya, Kafkaslar’dan Ortadoğu’ya kadar nerede bir mazlum varsa onun sığınağı olan bir medeniyet fikriyatıyız.

Son sözü ve geleceğe uzanan o sarsılmaz mesajı, kökleri göğe uzanan ulu çınarın altından yarınlara haykıralım. Ahlat aklı bize öğretmiştir ki devlet, sadece kurumların toplamı değil; bir hafıza, bir iman ve bir yemin meselesidir. Buradan, Malazgirt’in bininci yılı olan 2071 medeniyet ufkuna doğru yürüyen asımın nesline sesleniyoruz: Ahlat’ın o mağrur taşları, sadece geçmişin birer abidesi değil, sizin gelecekte kuracağınız o adil cihan nizamının mimari projeleridir. Rüzgâr ne kadar sert eserse essin, o ulu çınarın yaprakları ancak cihanı selamlamak için kımıldar. Bugün küresel güçler Türkiye’nin vizyonunu, savunma sanayiindeki büyük atılımlarını ve bağımsız dış politikasını anlamakta zorlanıyorlarsa, dönüp Ahlat’ın vakur taşlarına bakmalıdırlar. Kökü Ahlat’ta olanın, gövdesi Anadolu’da yükselenin, dalları cihanı kucaklayanın ve gözü 2071 ufkunda olanın önünde hiçbir fani güç duramaz.