Turk Time
DOLAR
48,2594 %0.05
EURO
56,1105 %0.34
ALTIN
6879,1600 %-0.43
BIST-100
14334,06 %-2.1
PETROL
90,1700 %2.48
BONO
39,9300 %-0.42
ISTANBUL
BUGÜN
22/28°
ISTANBUL
YARIN
22/29°

GÖRECELİLİK LABİRENTİ

Maddenin gerçeği yaklaştıkça kayboluyor..
Maddenin gerçeği ona yaklaştıkça neden kayboluyor?
Yaklaştığımızda görüntünün ve maddenin “gerçeği” ile gerçekten karşılaşabiliyor muyuz?

Gelecek öyle bir gelecek ki; gelecekse de gelmeyecek gibi yaşayan insanlar var aramızda...
Zaman öyle bir zaman ki; her şeyin “an” noktasında yaşandığı bariz belli olduğu halde bunu kanıtlayamıyoruz...
Maddenin gerçeği yaklaştıkça kayboluyor, uzaklaştıkça ise ona ulaşmak imkansızmış gibi hissediyoruz...
Bir camdan dışarı baktığınızda minicik pencereleri olan plazalar görürsünüz.. Oysa o binaların yanına yaklaştığınızda bir anda devasa bir hale bürünürler...

Peki madde algısı nasıl bir şeydir?
Bir gözünüzü kısıp başparmağınızla güneşi kapatabiliyorsunuz!
Güneş gerçekten başparmağınız kadar mı?
Yoksa madde bulunduğumuz konuma ve algımıza göre sürekli başka bir “kılığa” mı giriyor?

Bir arkadaşınızın varlığı nerede duruyor?

Mesela arkadaşınızla görüntülü görüşmede ekrana yansıyan hali başka, kamerada gördüğünüz hali başka, balkonun camındaki yansıması ise bambaşka…
Hatta camdaki görüntüsü camın ardındaki dağların üzerinde bile görünebiliyor..
Öyleyse hangisi gerçek?
Gerçek olan neden her yansımada farklı bir biçim alabiliyor?

???

Gerçeklik Dediğimiz Ne Olaki?
VR gözlüğünü taktığınızda dünyanız değişiyor.
Gördüğünüz mekan değişiyor, mesafeler değişiyor, yön duygunuz değişiyor; beyniniz ise bütün bunları belirli bir süre boyunca gerçekmiş gibi algılayabiliyor...
Peki ya VR gözlüğünü hiç çıkarmadığımızı varsayarsak?
Normal kabul ettiğimiz yaşantımızda da maddenin “gerçeği” ile doğrudan karşılaşamıyor olabilir miyiz?
Belki de gördüğümüz şey gerçeğin kendisi değil; zihnimizin gerçeklik hakkında oluşturduğu bir yorumdur...
İnsan aynı günlerin benzerini fiziksel sınırları doğrultusunda tekrar ettiğinde yaşadığını sanabiliyor...
Çok basit bir hayatın varlığını gözünde büyüttüğünde ise kendisini aciz hissedebiliyor...
O hâlde soruyorum:
Kişi yaşadığı kısa bir anın tekrarını neden yapar ki?
Ve bu inanışını neden bir ömre sığdırır?
Tüm varlık alanı gözbebeklerinize sığıyorsa; siz mi büyüksünüz, varlık alanı mı?
Ve belki de en temel soru:
SEN GÖZLERİNİ GÖRDÜN MÜ Kİ; GÖZLERİNİN GÖRDÜĞÜNE İNANIYORSUN?

???

Aynanın Gerçeklikle Alakası Ne?
Ayna içine giren görüntüyü bir “derinlik” olarak saklıyorsa aynanın içindeki o fiziksel olmayan oda aslında ne kadar yer kaplıyor?
Aynaya dokunduğunuzda camı hissedersiniz değil mi?
Aynadaki suretinize dokunduğunuzda ise yalnızca soğuk bir yüzeye temas edersiniz...
Eğer aynadaki suret “sen” isen neden aynadaki kendine dokunamıyorsun?
Belki de mesele yalnızca ayna değildir...

Tüm varlık alanının fonksiyonlarını da bu şekilde düşünmek gerekiyor.
Tıpkı bir Bootstrap Paradoksu gibi…

Bir bilginin veya nesnenin başlangıcını aradığınızda, onun herhangi bir “ilk” noktaya sahip olmadığını düşündüğünüz döngüler ortaya çıkabilir...
Hayat da bazen böyle görünür:
Başlangıcı ararsınız...
Bir başka başlangıca ulaşırsınız...
Onu sorgularsınız başka bir sebebe ulaşırsınız...
Ve sonunda sorarsınız:
Peki bütün bunlar nereden başladı?

???

Beynin Gerçeklik Algısı
Beyin kendisini manipülasyona açık şekilde geliştirmiş bir sistemdir...
Yıllar önce yaşadığınız bir anıyla yalnızca bir gün önce yaşadığınız bir anıyı, sırf hafızanızda bulunuyor olmaları bakımından birbirinden kesin biçimde ayırt edemezsiniz..
Çünkü beyin geçmişi yalnızca depolamaz geçmişi yeniden kurar..
Yeni bilgiler eski anıların anlamını değiştirebilir.
Duygular değiştikçe aynı hatıra farklı bir ağırlık kazanabilir...
Bu yüzden geçmiş sabit bir arşiv değil; sürekli güncellenen bir hikaye kitabı gibidir..
Gelecek ise henüz yazılmamış bir hikayedir.
Planlarımızı ne kadar detaylandırırsak o kadar çok değişken devreye girer...
Ve bazen küçücük bir karar bütün hikayenin yönünü değiştirebilir...
Bunu şöyle düşünebiliriz:
* Geçmişin yeniden yorumlama etkisi: Eski olayların yeni bilgilerle birlikte farklı anlamlar kazanması.
* Bilişsel ufuk sınırı: İnsan zihninin geçmişi ve geleceği kesin biçimde öngörme kapasitesinin sınırlı olması.
* Hatıra dalgalanması: Aynı geçmiş olayın zaman içinde farklı duygusal değerler kazanması.
* Yarınların kuantum süperpozisyonu: Geleceğin birçok olası halinin bulunması ve yaşandığında bunlardan yalnızca birinin deneyimlenmesi.
* Karar kelebeği: Bugünkü küçük bir seçimin gelecekte büyük sonuçlar doğurabilmesi.
* Zamanın belirsizlik ilkesi: Geçmişin ve geleceğin hiçbir zaman bütünüyle bilinememesi.
Bunlar bilimsel terimlerle birebir aynı anlamda kullanılmak zorunda değil; daha çok düşünceyi genişleten metaforlar olarak ele alınabilir...
Çünkü belki de asıl mesele şudur:
Bilemezsin!

???

Hayatın Görünmeyen Ağı
Televizyon veya internet teknolojisi bir zamanlar ölmüş insanların görüntülerini bugünümüze taşıyabiliyor...
Peki Allah'ın yarattığı hayat teknolojisi bize neler gösteriyor olabilir?
Düşünün!
Telefonun, bilgisayarın ve kameranın yüz tanıma sistemi varsa;
Allah'ın yarattığı ağacın,
kumun,
dibinden geçen aracın,
tependeki güneşin,
iki dakika önce duyduğun sesin,
hatta böbürlenerek içinden geçtiğin zamanın
bir “yüz tanıma sistemi” yok mu?
Tanır bizi!
Öyle ya da böyle…
Belki de varlık dediğimiz şey sandığımız kadar birbirinden kopuk değildir...
Nesnelerin interneti nasıl sürekli bir ağ üzerinden iletişim hâlindeyse, eşyanın hakikati de belki birbirinden bağımsız değildir...
Her şey birbirini etkiliyor.
Her hareket başka bir harekete dokunuyor.
Her görüntü başka bir görüntünün içinde yeniden anlam kazanıyor.
Sanal gerçeklik gözlüğü çevresel algımızı nasıl değiştirebiliyorsa, çevremizdeki varlıklar da her an bizim algımızı ve hayatımızı yansıtıyor olabilir.
Bir ayna gibi…
Hayat baktığımız şeyi bize geri gösteriyor olabilir.

???

Zihin, İrade ve Özgürlük
Odaklanmış bir zihin odayı kontrol eder; dalgın bir zihin ise hiç emredilmeden itaat eder.
Stratejik disiplinle kurulan hayatlar özgürlüğün kaynaklarından biridir.
İradesi güçlü kişi yalnızca düşüncelerine sahip çıkan değil; düşüncesine yön verebilen kişidir.
Özgüven ise kişinin kendi itibarına yaptığı en ideal yatırımlardan biridir.
Çünkü insanın dış dünyayla kurduğu ilişkinin başlangıç noktası çoğu zaman kendi zihnidir.
Zihnini yönetemeyen algısının yönünü başkalarına bırakır.
Algısının yönünü başkalarına bırakan ise kendi hayatının nereye gittiğini fark etmeden yaşayabilir.

???

Günün 'Esra Süntar' sözü:
“Gelecek devamlı değişir, geçmiş de öyle!
Bilemezsin!”
Belki de hayatın en dürüst cümlesi budur:
Bilemezsin!
Geleceğin ne olacağını,
geçmişin ne anlama geleceğini,
gördüğünün gerçekten ne olduğunu,
hatta gözlerinin gördüğünün ne kadarını gerçekten gördüğünü…

Bilemezsin!

Fakat düşünebilirsin..
Sorgulayabilirsin...
Bakışını değiştirebilirsin...
Ve belki de bütün mesele; gerçeği bulmaktan önce ona nasıl baktığını fark etmektir!