DİCLE’NİN ADALETİNDEN SOKAKLARIN SORUNLARINA
Kamusal alanlarda vatandaşlarımızın karşılaştığı güvenlik riskleri ve yaşanan olumsuz hadiseler, idari makamlar arasındaki yetki ve sorumluluk tartışmalarının artık bir son bulması gerektiğini açıkça göstermektedir. Bugün sokakların kontrolsüz ve rehabilite edilmemiş sokak köpeği popülasyonunun oluşturduğu risklerle gündeme gelmesini yalnızca merhamet veya vicdan meselesine indirgemek, sorunun gerçek boyutunu gözden kaçırmaktır. Elbette sokaktaki canların yaşam hakkı, korunması ve refahı esastır; ancak bu durum kurumsal sorumlulukların eksiksiz yerine getirilmesiyle mümkündür. Ortada ne mevzuat eksikliği ne de çözümsüzlük vardır. Asıl mesele; mevcut kanunların etkin biçimde uygulanamaması, yerel yönetimlerin görev alanlarındaki sorumluluklarını yerine getirmekte yaşadığı eksiklikler ve kamusal güvenliğin sağlanmasına ilişkin idari yetersizliklerdir.
Mevzuat incelendiğinde, 5393 sayılı Belediye Kanunu ile 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun yerel yönetimlere önemli görev ve yetkiler verdiği açıkça görülmektedir. Bu çerçevede vatandaşların can ve mal güvenliğini etkileyen sorunların önlenmesi hususunda ilgili kurumların gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Görevlerin gereği gibi yerine getirilmediği durumlarda ise idari, hukuki ve gerektiğinde cezai sorumluluk tartışmaları gündeme gelebilmektedir. Kamu kaynaklarının etkin kullanımı, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri de bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.
Konu etrafında faaliyet gösteren çeşitli sivil toplum kuruluşları, gönüllü yapılar ve farklı görüş çevreleri arasında yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. Ancak hangi görüş savunulursa savunulsun, kamusal güvenliğin sağlanması devletin asli görevlerinden biridir. Bir devletin egemenliği yalnızca sınırlarında değil, vatandaşlarının günlük hayatında kendisini hissettirebilmelidir. Kamusal alanlarda ortaya çıkan güvenlik zafiyetlerinin giderilmesi, tüm kurumların ortak sorumluluğudur.
Çözüm; duygusal kutuplaşmalarda değil, hukuk devleti ilkelerinin kararlılıkla uygulanmasındadır. İlk adım olarak, yerel yönetimlere aktarılan kaynakların amaçlarına uygun kullanılıp kullanılmadığı ilgili denetim mekanizmaları tarafından titizlikle incelenmelidir. Barınak, rehabilitasyon, kısırlaştırma ve kayıt sistemleri için ayrılan kaynakların etkin kullanımı sağlanmalı; mevzuatın öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen kurumlar hakkında gerekli idari işlemler uygulanmalıdır.
İkinci olarak, gelişmiş birçok ülkede olduğu gibi etkin bir kayıt ve çip sistemi yaygınlaştırılmalı; hayvanlarını sorumsuz biçimde sokağa bırakan kişiler hakkında caydırıcı yasal yaptırımlar öngörülmelidir. Üçüncü olarak ise kamu düzenini ve vatandaş güvenliğini ilgilendiren durumlarda mülki idare amirleri ile yerel yönetimler arasında daha güçlü bir koordinasyon tesis edilmelidir. Kanunların öngördüğü yetki, denetim ve sorumluluk mekanizmaları eksiksiz işletilmelidir.
İşte tam bu noktada, İslam devlet anlayışının en güçlü sorumluluk ilkelerinden biri hatırlanmalıdır. Hz. Ömer’e (r.a.) atfedilen şu meşhur söz, yöneticinin mesuliyet ufkunu göstermesi bakımından son derece anlamlıdır:
“Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adl-i ilahi Ömer’den sorar onu.”
Bu anlayış, yöneticinin ülkenin en ücra köşesindeki bir canın güvenliğinden ve refahından dahi kendisini sorumlu hissetmesi gerektiğini ifade eder. Dicle’nin kenarındaki bir kuzunun hesabını dert edinen bir yönetim anlayışından, vatandaşların güvenlik kaygılarının sıradanlaştığı bir düzene razı olunamaz.
Sokaklar milletindir. Kamusal alanlarda güvenliğin sağlanması devletin temel vazifelerinden biridir. Mülkün temeli olan adalet, ancak vatandaşın can güvenliğinin korunduğu yerde anlam kazanır. Devletin en temel görevi, insan hayatını, toplumsal huzuru ve kamu düzenini korumaktır. Bu sorumluluk hiçbir şart altında ihmal edilemez. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni mazeretler değil, mevcut hukuk düzeninin kararlılıkla uygulanması; yeni tartışmalar değil, mevcut sorumlulukların yerine getirilmesidir. Dicle’nin kenarındaki bir kuzunun hesabını vereceğine inanan bir adalet anlayışı, vatandaşının güvenliğini sağlama hususunda da tereddüt göstermeyecektir.

