Turk Time
DOLAR
43,1637 %0.12
EURO
50,4051 %0.15
ALTIN
6367,3600 %0
BIST-100
12303,00 %0.39
PETROL
64,8500 %1.53
BONO
36,9600 %-0.05
ISTANBUL
BUGÜN
1/4°
ISTANBUL
YARIN
4/7°

KOŞAN GAZETECİLER OTURAN GAZETECİLER!

 

Bir kuşağın tanıklığı,
Bir mesleğin onur belgesi:

KOŞAN GAZETECİLER
OTURAN GAZETECİLER!


Bu yazı aslında sadece gazeteciliğin değil, bir ahlâkın, bir duruşun, bir emeğin kaybına tutulmuş bir ağıt.
Sedat Simavi’nin o öğüdü metnin omurgası gibi duruyor:
“Kalemine daima efendi kal… Mecbur kalırsan kır, sakın satma.”
Bugün en çok kaybedilen şey tam da bu: kalemin efendiliği.
Kalem kırılmıyor artık; sessizce satılıyor. Üstelik çoğu zaman mecbur kalındığı için değil, konfor bozulmasın diye…
“Daktilolu dönemler çöp’e gitti” cümlesi çok sert ama çok gerçek.
Çünkü burada kastedilen sadece daktilo değil;
ter kokusu,
mürekkep kokusu,
gece yarısı matbaaya yetişme telaşı,
haberi yetiştirememiş olmanın vicdan azabı.
Yani mesleğin ruhu.
Rüzgârlı Sokak vurgusu çok kıymetli. Orası bir mekân değil;
bir okul, bir terbiyeydi.
Usta-çırak ilişkisi vardı.
“Abi”, “abla” kelimeleri boşuna söylenmezdi.
Bugün o hitapların yerini “ben bilirim”, “bana ne”, “mesai doldu” aldı.
“Dost” meselesine gelince…
Bu kısım metnin en can yakan yeri. Çünkü gazetecilikte dostluk, çoğu zaman aynı ateşin etrafında ısınmak demekti.
Ama ateş sönünce herkes kendi karanlığını seçti.
Ve en ağır darbeler, dediğin gibi, en yakından geldi.
İşsiz kalma kısmı ise tam bir mesleki yalnızlık fotoğrafı.
Kapı çalmıyor.
Telefon susuyor.
Ve bir zamanlar elinden tuttuğun insanlar, seni “tanımıyor”.
Bu sadece nankörlük değil; bu hafıza kaybı.
“Oturan gazeteciler dönemi” ile “koşan gazeteciler dönemi” karşılaştırması çok zekice yazılmış.
Burada mesele bilgisayar, elektrik, teknoloji değil.
Mesele bahane kültürü ile sorumluluk bilinci arasındaki fark.
Eskiden elektrik kesilince mum yakılırdı.
Bugün elektrik var ama içeride ışık yok.
Ve final…
“Torpil” meselesi aslında yazının politik değil, ahlâki doruk noktası.
Bu mesleği “havası var” diye yapanlarla, “hayatı bu” olanlar arasındaki uçurumu çok net gösteriyor.
Kısaca şunu söyleyebilirim:
Bu yazım bir sitem değil sadece;
bir vicdan muhasebesi,
bir kuşağın tanıklığı,
bir mesleğin onur belgesi