Turk Time
DOLAR
43,3731 %0.02
EURO
51,4582 %0.31
ALTIN
7091,4300 %2.1
BIST-100
13026,00 %0.25
PETROL
65,2000 %0.2
BONO
34,3500 %-1.21
ISTANBUL
BUGÜN
11/16°
ISTANBUL
YARIN
11/14°

Kendimizi Nerede Unuttuk!..

Zaman artık akmıyor; üzerimize yığılıyor. Gün, bir öncekinin tortusuyla kapanıyor ve biz her
sabah dünün ağırlığını sırtlanarak uyanıyoruz. İyi olanı unutmak kolay, kötü olanı bastırmak
daha da kolay. Hatırlamak zahmet istiyor, unutmak ise neredeyse otomatik bir refleks. Bu
yüzden hiçbir şey tamamlanmıyor; ne acılar, ne sevinçler, ne de insanlar.Dünyanın gidişatı
bizi yalnızca yormuyor, bizi sessizce dönüştürüyor. Kimse kimsenin halini gerçekten merak
etmiyor, Empati, bir erdem olmaktan çıkıp nadir rastlanan bir kazaya dönüşüyor. Herkes
konuşuyor, kimse gerçekten duymuyor. Herkes hissediyor, ama kimse hissettiğini kabul
etmiyor.Herkes kendini anlatıyor ama kimse dinlemiyor. İnsanlar incinmemek için kendini
korumak için kabalaşıyor. Bastırılan her duygu, bir gün daha eksik yaşanmış bir gün olarak
takvime düşüyor.
Bencilliğimizi çoğu zaman sevgi sanıyoruz.
Sevdiklerimizin iyi olmasını istemiyoruz belki; onların yokluğuna katlanamayacağımız için
hayatta kalmalarını diliyoruz. Onları değil, kendimizi koruyoruz. Başkasının acısına
tahammül edemediğimiz için, onun varlığına tutunuyoruz. Bu yüzden sevgimiz bile
kendimize dönük, merhametimiz bile temkinli.Her şeye yetişmeye çalışıyoruz.Hiçbir şeye
gerçekten varamıyoruz.
Başladığımız her şey yarım, bıraktığımız her şey içimizde bir eksiklik gibi kalıyor. Gün
bitiyor. Bir gün daha geçiyor. Ve değişmeyen tek şey, değişmesi gereken her şey oluyor..
Belki de sorun dünyada değil, bakışımızda.
Platon’un mağarasında zincirli insanlar gibi, duvara düşen gölgeleri gerçek sanıyoruz.
Gölgelere isim veriyoruz, gölgeler için kavga ediyoruz, gölgeler uğruna birbirimizi kırıyoruz.
Oysa başımızı çevirmeye cesaret etsek, ışığın acıttığını göreceğiz. Biz artık mağaranın
karanlığına alıştık. Işıktan korkuyoruz.
Çünkü ışık, unuttuğumuz her şeyi hatırlatıyor:
Nasıl daha iyi insanlar olabileceğimizi,
Nasıl daha az bencil, daha az sağır, daha az aceleci yaşayabileceğimizi.
Sorgulamayı bıraktığımız gün, düşünmeyi de bıraktık.
Düşünmeyi bıraktığımız gün, hissetmeyi de.
Ve hissetmeyi bıraktığımız gün, yaşamayı yalnızca sürdürmeye başladık.
Bir gün daha geçmeden kendimize şu soruyu sorma cesaretini de:
Biz ne zaman bu kadar yabancılaştık kendimize?
Ne zaman bu kadar kolay unutur olduk iyi olanı?
Ne zaman yalnızca hayatta kalmayı, yaşamaya tercih ettik?
Belki de soru şu değil:
Dünya nereye gidiyor?
Asıl soru şu:
Biz, kendimizi nerede bıraktık? Ve biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa yalnızca gün tüketip
sürükleniyor muyuz?