Turk Time
DOLAR
44,1898 %0.15
EURO
50,6058 %-0.65
ALTIN
7197,9700 %-0.12
BIST-100
13093,00 %-1.45
PETROL
101,2100 %0.75
BONO
39,8200 %1.35
ISTANBUL
BUGÜN
6/12°
ISTANBUL
YARIN
6/11°

2012'yi Uğurlarken Bâtını ve Zâhiri Bir Bakış

İnsan dünyanın sahibi değil, bir yolcusu, misafiridir. Yaratılmış olan, bu yaratılışı ile yüceltilmiş olan, dini kaynakların ve somut gördüğümüz diğer varlıkların arasında, yaratılmışların en güzel halini (ahsen-i takvim) gerek fiziki gerekse, akıl ve irade seçim şansı ile yeterince güçlendirilmiş, şereflendirilmiş bir varlık. Kâinat tesadüfi bir sistem üzere kurulu değil,  yıldızların birbirine olan uzaklığı, gezegenlerin belli periyotlarda gerçekleştirdiği muazzam sistem ve hepsinin matematiksel bir milim şaşmayan hesapları. Sadece astronomi ile bunu bilmek dahi Yüce Bir varlığa ve O’nun oluşturduğu bir sisteme işaret etmekte.Kıyam-et’i dini literatürden bağımsız düşünemeyiz, en azından uzun yıllardır ilmi ve fenni araştırmalar içinde olan biri olarak, vardığım sonuç ve şahit olduğum olaylara, Evrensel Yasa olan Din olgusundan bağımsız düşünemeyiz.

 

Hangi din olursa olsun ve hangi öğreti, disiplin olur ise olsun, hepsinde bir, İyi-Kötü mücadelesi, Siyah-Beyaz mücadelesi var. İsimler ve şekiller farklılık gösterse de biliyoruz ki, kadim uygarlıklardan günümüze kadar ulaşan kaynaklarla bu savaş hep var ve var olacakta. Habil-Kabil ile başlayan süreç, Agarta-Şambala, Mu-Atlantis, Ying-Yang, İnsan-Şeytan’a kadar ulaşırız. Bunlar Bilince işaret etmekte, bir taraf İnsan bilincinin aydınlanması iken, diğer bir taraf insan bilincinin en karanlık, negatif enerji üretebilen tarafı.  Bu dahi bir sistem için gerekli, Bilinç kendini geliştirecek ortama bu zıtlıklarla ulaşmakta, zaman zaman hissettiğimiz korku, pişmanlık, öfke gibi duygular doğrudan bilinci etkileyen güdülerdir. Bu duyguları oluşturan zeminler vardır,  kim korkar? Korku duymasını sağlayacak, bilincin alt katmanını besleyecek insan korkar, kim pişmanlık duyar, bilincin alt tabanında istemeden kendisin ve diğerine zarar veren insan pişmanlık duyar. Kim öfkelenir, bilincin alt katmanında bulunan egosuna saldırı olan insan öfkelenir.

 

Zamanın bir havuz olduğunu, insan bilinciyle dolduğunu belirtmiştim, dünyamıza göre olan zamanın da bir bilinci var, zamanda, insanla birlikte gelişen bir canlı, Kıyameti hem fiziki hem de ruhsal olarak Evrensel Yasa olan Din-dinlerden ayrı düşündüğümüzde farkındalığa ulaşamayız. 2012 için tevafuk bir tarih diyebilirim zira her dönem için, o havuzun içinde yer alanların arasında, insan-ı kâmiller, rehberler, kıyam edenler vardır, Bulunduğumuz dönem ve sonrasının farkı ise, Yaşadığımız hiçbir çağa benzemeyen, garip olaylar ile toplu bir bilinç kıyam-et’ine geçeceğimiz ve geçmek zorunda da olduğumuz gerçeği var. Yüzleşme yaşayacağız, aslımıza döneceğiz, dönmek zorundayız, bir tür saf seçme, bir tür bu bilinç inşaatının neresindesin bunu görme dönemi. Karanlık, gölge yanımız bizden bağımsız değil, bizim ürettiğimiz bir enerji ve bu enerji vanasını kapatmak adına insan daha hevesli olacak. Bireysel düşünceler, eylemler bundan sonra daha kolektif eylemleri doğuracak. İnsan bilinciyle ölümsüzdür, bedeni ve sahip olduğu metalar ile değil,  bedenler semiz, gösterişli ve parlak, ruhlar cılız, sönük ve hastalıklı, Evrensel Yasa olan Dinlere ait gerçeklerin açığa çıkmasıyla, insan yine ruhsal şifasını buralardan alacaktır. Şuanda yaşadığımız dönem, dinlerinde kirlendiği, bu bilinç kıyam- et’inde insanın, inandığını yaşadığı değil, yaşadığına inandığı bir dönem. İlahi olanın bu kıyam-et sahnesinde müdahalesini göreceğiz bol bol. Zira şuanda yaşanılan bana göre, insanın bilinç olarak hayvanlardan daha aşağıya düştüğü  bir dönem ve bu bir yükselişi gerektiriyor. Sebepleri elbette dramatik olacak, hem bilinç hem de yaşam alanında.

 

Dünya var olduğundan bu yana, Ay ve Güneş’in periyodik bir takvimde göksel olayları süregelmiştir, Ne Güneş doğmayı unutmuş, ne de Ay gece olunca görünmeyi. Astronomiden önce bugünkü bilinen adıyla Astroloji doğmuştur. Astrolojinin anavatanı Babil’dir. Eski Mısır çağdaşı olduğundan Mısır ile aynı bilinç ve etkileşimde ilerlemiştir. Babilliler gökyüzünü gözlemlemek için ziggurat diye bilinen yükseltiler inşaat etmişler, bugün bile Mezopotamya bölgesinde çeşitli yerlerde gözlemevlerinin kalıntıları, sembolleri mevcuttur. Babilliler yaptıkları gözlemlerle, yeryüzünde oluşan olayların günlüğünü tutmuşlar, tekrar eden süreçte aynı konuma geldiğinde gezegen ve yıldızlar karşılaştırma yapmışlar. O günlerde tutulan istatistiklerle, hem astronomi bilimi hem de astroloji ilimi bu zamana kadar, geçmişten muhteşem bir kaynak ile geleceğe taşınmıştır. En bilinen haliyle Eski Mısır’da Nil Nehrinin taşması ki o dönem için Nil yaşamın devamı kaynağı, bereketi, gücü,  Sothis, diğer adıyla Sirius yıldızının gökteki konumuyla bir gittiğine şahit olmuşlar. O dönem için şuan ki hayatımızla kıyaslayınca, insanların düşünmek, gözlem yapmak, araştırmak bizzat doğadan doğanın sesini işitmek, doğayı bir kitap gibi okumak daha kolay idi. Ama durup dururken mi merak salındı, ilmi ve fenni bir uğraş halini aldı? Elbette ki Hayır! İslam Teolojisinde Hz. İdris, İsevi ve Musevi Teolojide Hanok ve diğer Kadim bilgilerde Enoch, Manu, Hermes olarak anılan ve kendisine pek çok ilim bahşedilen, Kutsal kitapta bu ilimlere dair bilgi yazılmamış olsa da, oldukça güçlü kaynak ve sahih hadislerden günümüze geldiği kadarıyla, ilk kalemi kullanan, ilk yazı yazan, alfabeyi oluşturan, ilk iğneyi, ipliği icat eden ve ilk terzi, aynı zamanda yıldızların dilinden, yani yıldız ilmi de kendisine verilen bir Peygamber idi. Kutsal Kitaplarda ve kadim bilgilerde 365 sene yaşadığı, ölümü dünyada tatmadığı, Yaratıcının katına yükseltildiği geçer. Ömrü dahi bir güneş takvimine işaret eder. Bu konu oldukça geniş ve hala kilit olan, gizemli olan, üzeri hala örtülü olan pek çok yönü var. Şu anki bilinç ortamında İnsanlığın, klasik olacak ama hazır olmadığı bir konu.2013’de bu konuda yavaş yavaş sırları açacağız inşaallah.

 

Bütünüyle yerküre ve insan yaşamı üzerinde elbette astrolojinin etkisi vardır diyemem, zira herşeyden evvel gözlemlerime ve tuttuğum istatistiklere göre, Kişisel gezegenler dediğimiz Güneş ile Satürn arasında akalan klasik gezegenler tamamen düşünceye yani insan bilincine etki vermekte, bu etki oranı ise, insanın, ailesinden aldığı eğitim, geleneklerinden gelen öğretileri, programlandığı inanç ve çevre koşullarıyla beraber, kişinin daha evvelden aynı etkilerle karşılaşıp aştığı dağlara göre etkiliyor. Burada neyi görüyoruz yine, dünyanın bir sınav yeri olduğunu, okul olduğunu, aynen okuldaki eğitim gibi, dersini alırsan bir üst sınıfa geçersin, kalırsan o dersten sonra başka derslerde devreye girer, sıkışıp kalırsın, ne o dersi ne de geçmiş dersi doğru dürüst veremeden bocalarsın, yükselmek yerine gerilersin, geriledikçe öfkelenirsin, öfkelendikçe, sertleşirsin, sertleştikçe, insan bilincinden uzaklaşır, hayvani bir ürkekliğe ya da vahşiliğe bürünürsün. Gezegenler doğduğun anda dinamik kader tablon olan, doğum haritan üzerinden sayısız geçişler yapar aynı noktalardan, kimi zaman mükâfat getirebilir, mükâfatın olacak ortamlara vesileler oluşturabilir, düşüncelerine genişleme, hareket getirebilir, lakin daha evvel kaldığın ya da pek üzerinde durmadan geçiştirdiğin dersin etkileri yüzünden bunu da kaçırabilirsin. Evet, aştığımız dağlara, verdiğimiz derslere ve geliştirdiğimiz bilince göre yıldızlardan, gezegenlerden gelen enerjileri, hayatımıza empoze ederiz, lehimize kullanmayı başarabiliriz. Kutsal Kitap Kur’an-ı Ker’im de şu ayet vardır ;

 

Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık” İsra/13

 

Buradaki çaba, insana verilmiş olan irade ve aklın gelişimiyle ilgili olan bir çabadır. Gökyüzüyle bir giden muallakta olan kaderin yani insanın çabasıyla geliştireceği ya da gerileteceği bir bilinç sözkonusu. Yıldızlardan gelen enerjiler doğrudan insanın bilincini ekiliyor ki ruh denilen kavramda bir enerjidir, insanın düşünce mekanizması, güdüleri herşey bu ruha bağlıdır.

Gökyüzünde dönem dönem gezegenler aynı hizalamada birbirine yakın burçlarda bir seri halinde durmaktalar, Bu dönemlerde Güneş patlamalarında artış gözlemlenmiştir, Dünyanın daha huzursuz olduğu yerküre faaliyetlerinde artışın olduğu, insanlar arasında anlaşmazlığın, kargaşa ortamının yoğun olduğu dönemlerdir ama bu Dünyanın sonuna ilişkin kehanet yapmayı gerektirmez ya da insanları paniğe sokmayı gerektirmez, Gezegen hizalanmaları bazen üç gezegenin sıralanması, bazen beş gezegenin sıralanması şeklinde zaman zaman tezahür eder, bunun datasına ulaşmak mümkündür. Örneğin; 3 Ekim 1982 senesinde Koç/Terazi aksında bir dolunay yaşanmış, Ay tetikleyici pozisyonda, gezegenler hizalanmıştı, Neptün Yay burcunda Galaktik nokta üzerinde idi. 1982 ve devamı olan yıllarda Dünya hızla, bilişim ve iletişim alanında teknolojik olarak ilerleme kaydetti, devamı olan yıllarda, AİDS virüsü ile tanıştık, Berlin duvarı yıkıldı, SSCB. Dağıldı. Bunu hizalanmaya tek başına bağlayamayız, tutulumlar çok ama çok önemlidir, zira Güneş ve Ay’ın fazları tetikleyen roldedir, Dünya üzerinde ve insan yaşamı üzerinde toplumsal- kültürel-siyasi olan değişimlerde, dönüşümlerde tutulumlar ve yeni ay ile dolunay fazlarıdır başrolde olanlar.

 

Yine bir ayrıntı ki en önemlisi, öncesinde bildiğimiz üzere, Ay ve Güneş Yılda 3-4 defa tutulur, dolunay ve yeni ay halini ise 14 gün ara ile tekrarlar, fakat Sabit işaretler dediğimiz Kova-Aslan –Akrep ve Boğa aksında olan tutulumlardır asıl dikkate alınacak olanlar, zira bu burçların yerleşim alanı, dünyanın enerji kapılarıdır, doğrudan Dünya üzerinde insanın iradesiz kalacağı, yüzleşmekten kaçamayacağı, yerkürenin biriktirdiği enerjiyi atacağı zamanlara işaret eder. Bir nevi Yüce Yaratıcının mutlak kaderi tecelli eder. Bir örnek daha vereyim, 24 Nisan 1986 yılında Akrep/Boğa aksında bir ay tutulması gerçekleşti, 26 Nisan 1986’da hemen sonrasında oldukça trajik Çernobil faciası oldu. Gökyüzündeki konumlarda yine sabit işaretler üzerinde idi, İkizler ve Yay burcu arasında Satürn/ Şiron karşıtlığı vardı. Satürn astrolojide en kötücül olarak bilinen bir gezegendir, Şiron ise toplumsal acıyı gösterir. Galaktik noktaya oldukça yakın konumda, Uranüs durmakta idi. Günümüze daha yakın örneklerden bir diğeri 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi, 11 Ağustos’ta yine başrolde sabit burçlardan Aslan vardı. Bir güneş tutulması yaşandı hemen sonrasında Büyük deprem gerçekleşti. Sabit burçlar olan Boğa-Kova ve Akrep burcuna gezegenler yerleşmiş, Şiron Akrep burcunda, gökyüzünde sabit büyük kare diğer adıyla Haç işareti vardı. Daha yakın bir örnekle 18 Şubat 2011 yılında Kova/Aslan aksında, Aslan burcunda bir Dolunay yaşandı, yine sabit burçlar, hemen sonrasında Japonya’da tsunami felaketi oldu. Neptün-Güneş’le karşıt açıda idi ve Japonya’nın kuruluş anındaki Güneş’i ile Kare açı yapmıştı (90- square).

 

21 Aralık 2012 vesilesi diyorum artık, bunu bu tarihi dikkate almadığımı, Dünyanın sonuna ilişkin somut bir kıyametinde yaşanmayacağını bilgilerime dayanarak gayet net diyebilirim ki, ne foton kuşağı abartıldığı gibi, ne de büyük bir uyanış bir anda, ne de Kıyamet olmayacaktır. zira 9 Şubat 2009 tarihi itibariyle, İnsan ve Dünyanın Bilinç Kıyam-et’ i için start aldığını çok yoğun çalışmalar neticesinde fark etmiş biri olarak diyebilirim. 200 yılda bir olan gezegen hizalanması benzer konumuyla ki,1812’de Jüpiter İkizler burcunda idi, geri kalan gezegenler Galaktik merkezin etrafında sıralanmış idi ardışık burçlarda, 21 Aralık 2012’de de bir gezegen hizalanması gerçekleşecek, o gün, Musevi ezoterizmi Kabalistler için önemli olan, İbranicede EL-TANRI manasında olan, “10” sayısını ifadeleyen, sonsuz gücün ölümlüler dünyasına müdahalesi kısaca Tanrının Eli anlamına gelen “YOD  açı kalıbı oluşacak. İkizler Burcunda yer alan Jüpiter, Yay Burcunda yer alan Venüs ile karşıt açı yapacak, Yod’un tepe noktasında Akrep Burcunda yer alan Satürn ile 150 ‘ lik birleşmeyen açı yapacak ve aynı açı, Akrep Burcunda yer alan Satürn ile birbirine 60:’lık açı yapan Oğlak burcunda seyreden Pluto ’ya da yapacak gökyüzünde YOD açı kalıbı oluşacak. Şimdi bu konu oldukça uzun ve derin, burç ve gezegen açılımına girersek epey bir uzun olacak. Astrologlar ne demek istediğimi anlamışlardır.

 

2012 içinde hem Venüs hem de Mars retrosu yaşadık, Venüs 2004 de başladığı 8 yıllık pentegram döngüsünü tamamladı. Aynı ay içinde, Ağustos ayında, iki dolunay bir yeni ay yaşadık ki bunların hiç biri öncesi için Venüs pentagramı dışında önemli olmayan etkiler. 2012 sonunda ve devamında mart ayına kadar bu gezegen hizalanması devam edecek ve asıl önemli olanın 28 Aralık 2012 de gerçekleşecek olan Kısmı Ay Tutulmasıdır. 2013 senesinden başlayıp 17 ay kadar etkisini yaşayacağız. Bu tutulum, dünya için dengeyi ne kadar bozan unsur var ise, her alanda ama, gerçek bir arıtmanın başlangıcı olacak. Kıyam edenler sesini yükseltecek, mağarasına gizlenenler dışarı çıkacak, haksız kazanç, adaletsiz hükümler, hak etmediği konumda olanlar, küçükten büyüğe, her alanda, yüzeye çıkmış çer çöpler temizlenmeye başlayacak. Yengeç ve Oğlak aksında cereyan edecek bu kısmı ay tutulması ve dolunay, statüleri, ekonomiyi, büyük balıkları, adaletsiz yargıçları, işini hakkıyla yapmayanları, hasbelkader statü elde edenleri 2025 senesine kadar temizlemiş olacak. Buna minörlerin majör olması, majör zannettiğimiz ve aslında minör olanların açığa çıkması, bir nevi Kral Çıplak diye haykırış zamanı olacak. Olmalıydı gereken de bu idi, yaşayarak göreceğiz tabii ki. İnsan bilinci yükseldikçe, şartlar zorladıkça, pek hoş olmasa da çöpler için, en azından 2025 sonrası bu dünya için uzunca bir süre temiz bir ortam için doğum sancısını bizler çekeceğiz ki, buna değer.

 

“çer çöp çıkmış sahile, inciler denizin dibinde…”