Herkes ağlıyor: Hayaller uçtu gitti
Neşe içinde çıktılar evlerinden…
Sırtlarında çantaları, gözlerinde ışık…
En sevdikleri okula doğru koştular.
Sınıflarına girdiklerinde kahkahalar yankılanıyordu koridorlarda…
Cıvıl cıvıldı her şey.
Henüz kirlenmemiş bir sabah gibi… tertemiz.
××
Üç gün kalmıştı bayramlarına.
Üç gün… sadece üç gün.
Kalplerinde heyecan, dillerinde aynı şarkı:
“23 Nisan kutlu olsun…”
Birlikte söyleyeceklerdi.
Birlikte güleceklerdi.
Birlikte alkışlanacaklardı…
Küçük elleriyle büyük hayaller kuruyorlardı.
Büyüyeceklerdi…
Okuyacaklardı…
Çok güzel yerlere geleceklerdi…
Anneleri gururla izleyecekti.
Babaları gözyaşlarını saklayacaktı.
××
Dedeler, nineler dua edecekti arkalarından…
Bir gelecek vardı…
Bir umut vardı…
Bir hayat vardı…
Ama…
Bir anda…
Her şey sustu.
Şarkılar yarım kaldı.
Kahkahalar duvarlara çarpıp dağıldı.
Hayaller…
Bir mum gibi söndü.
××
Ve şimdi…
Herkes ağlıyor.
Gözyaşları dinmiyor.
Hiçbir söz yetmiyor.
Hiçbir teselli yerini bulmuyor.
Çünkü o hayaller…
Uçtu.
Gitti.
Peki ne oldu bize?
Ne oldu bu insanlara?
××
Artık sokakta yürürken insanın içi ürperiyor.
Bir kaldırımdan geçmek bile cesaret istiyor.
Bir bakıştan, bir sözden korkar olduk.
Selam vermeye çekiniyoruz.
Yanlış anlaşılmaktan değil…
Zarar görmekten korkuyoruz.
İnsan…
İnsandan korkar hale geldi.
Sokaklar artık bir barut fıçısı.
Bir kıvılcım… sadece bir kıvılcım yetiyor.
××
Trafikte gözler öfke dolu.
Kurallar yok sayılıyor.
Kırmızı ışık, yaya geçidi…
Hepsi birer detay sadece.
Sanki herkesin içinde bir patlama hazır bekliyor.
Bir uyarı…
Bir bakış…
Bir saniye…
Ve sonra…
Şiddet.
Öfke artık sözle kalmıyor.
Eller devreye giriyor.
Silahlar konuşuyor.
Bir çocuk…
Bir çocuk işte…
Babası’nın silahını alıp okula gidiyor.
Arkadaşlarına…
Kendi dünyasına…
Mermiler yağdırıyor.
Sonra soruyoruz:
“Bu insanlar neden böyle?”
Neden bu kadar çok insan tükenmiş?
Neden herkes kırılmaya hazır?
Cevap çok uzak değil.
Cevap… sokakta.
Kendi kendine konuşan insanlar…
Sebepsiz yere bağıranlar…
Öfkesini taştan, topraktan çıkaranlar…
Eskiden “garip” dediğimiz şeyler…
Şimdi sıradan.
××
Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolan o mahalleler…
Şimdi sessiz.
Oyun oynanan sokaklarda
Artık korku dolaşıyor.
Masumiyetin yerini…
Karanlık aldı.
Ve biz…
Sadece izliyoruz.
Ağlayarak.
Sırtlarında çantaları, gözlerinde ışık…
En sevdikleri okula doğru koştular.
Sınıflarına girdiklerinde kahkahalar yankılanıyordu koridorlarda…
Cıvıl cıvıldı her şey.
Henüz kirlenmemiş bir sabah gibi… tertemiz.
××
Üç gün kalmıştı bayramlarına.
Üç gün… sadece üç gün.
Kalplerinde heyecan, dillerinde aynı şarkı:
“23 Nisan kutlu olsun…”
Birlikte söyleyeceklerdi.
Birlikte güleceklerdi.
Birlikte alkışlanacaklardı…
Küçük elleriyle büyük hayaller kuruyorlardı.
Büyüyeceklerdi…
Okuyacaklardı…
Çok güzel yerlere geleceklerdi…
Anneleri gururla izleyecekti.
Babaları gözyaşlarını saklayacaktı.
××
Dedeler, nineler dua edecekti arkalarından…
Bir gelecek vardı…
Bir umut vardı…
Bir hayat vardı…
Ama…
Bir anda…
Her şey sustu.
Şarkılar yarım kaldı.
Kahkahalar duvarlara çarpıp dağıldı.
Hayaller…
Bir mum gibi söndü.
××
Ve şimdi…
Herkes ağlıyor.
Gözyaşları dinmiyor.
Hiçbir söz yetmiyor.
Hiçbir teselli yerini bulmuyor.
Çünkü o hayaller…
Uçtu.
Gitti.
Peki ne oldu bize?
Ne oldu bu insanlara?
××
Artık sokakta yürürken insanın içi ürperiyor.
Bir kaldırımdan geçmek bile cesaret istiyor.
Bir bakıştan, bir sözden korkar olduk.
Selam vermeye çekiniyoruz.
Yanlış anlaşılmaktan değil…
Zarar görmekten korkuyoruz.
İnsan…
İnsandan korkar hale geldi.
Sokaklar artık bir barut fıçısı.
Bir kıvılcım… sadece bir kıvılcım yetiyor.
××
Trafikte gözler öfke dolu.
Kurallar yok sayılıyor.
Kırmızı ışık, yaya geçidi…
Hepsi birer detay sadece.
Sanki herkesin içinde bir patlama hazır bekliyor.
Bir uyarı…
Bir bakış…
Bir saniye…
Ve sonra…
Şiddet.
Öfke artık sözle kalmıyor.
Eller devreye giriyor.
Silahlar konuşuyor.
Bir çocuk…
Bir çocuk işte…
Babası’nın silahını alıp okula gidiyor.
Arkadaşlarına…
Kendi dünyasına…
Mermiler yağdırıyor.
Sonra soruyoruz:
“Bu insanlar neden böyle?”
Neden bu kadar çok insan tükenmiş?
Neden herkes kırılmaya hazır?
Cevap çok uzak değil.
Cevap… sokakta.
Kendi kendine konuşan insanlar…
Sebepsiz yere bağıranlar…
Öfkesini taştan, topraktan çıkaranlar…
Eskiden “garip” dediğimiz şeyler…
Şimdi sıradan.
××
Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolan o mahalleler…
Şimdi sessiz.
Oyun oynanan sokaklarda
Artık korku dolaşıyor.
Masumiyetin yerini…
Karanlık aldı.
Ve biz…
Sadece izliyoruz.
Ağlayarak.

